Sayfa Başı | Sayfa Sonu

 

Anti Kapitalist Müslümanlar ve Paradigmatik Dönüşüm…

~ ~
1 Mayıs kutlamaları bağlamında bazı Müslüman gençler kendilerini Anti Kapitalist Müslümanlar olarak tesmiye ederek bir ses verdiler. Medya bu meseleyi tuttu… Gündemleştirilen ve tartışmalara konu edilen bu meseleyi serinkanlı bir şekilde değerlendirmek elzemdir… Çünkü mesele önemli ve aslında bugüne kadar müslümanların düştüğü tuzağın aynısı olarak görünmektedir…

İslamcılığın modern karakteristiği gereği batı kültürüne yönelik ilgi kaçınılmaz olmuştur. Solun muhalif varlığı müslümanların hep gündeminde olmuştur. Ama bu muhalefetin paradigma içi bir muhalefet olduğu hep gözden kaçırılmıştır. Bu yüzden genel itibarı ile müslümanlar kendilerini tesmiye ederken hep batı düşüncesini eksene alarak tanımlamaktan kaçınamamaktadırlar. Ya batılı bir kavramın büyülü gölgesine sığınıyorlar yada batılı düşüncenin tam karşıtı olarak kendilerini tesmiye ederek keskin bir çizgi oluşturuyorlar. Aslında her iki tutumda ortak olan ister pozitif ister negatif olsun batıyı eksene alarak yapılan bir tanımlama olduğu gerçeğidir. Bu ise bizi hep doğrudan ve hakikatten uzaklaştırıyor. Bu uzaklaşma sadece düşünce sahasında gerçekleşmiyor, siyasi, sosyal ve toplumsal zeminle birlikte kültür ve sanat alanında da karşımıza çıkıyor.
Çözüm ise ne istediğimizi bilmekte yatmaktadır.

O yüzden batı ile ilişkilerimizde ret ve kabulün ötesinde bir ilişki kurmayı denemeleyiz. Önceliği ise kendi düşünsel derinliğimize vermeliyiz. Yani müslümanlar olarak bizler; batıyı doğru anlamalıyız, İslam düşüncesini doğru anlamalıyız ve bugünümüzü de doğru anlayarak gerçeğe ulaşabiliriz. Bunlardan biri eksik olduğu zaman gerçeği ıskalamak durumunda kalabiliriz. Her meselede olduğu gibi bu meselede de yine sınıfta kalırız. Örneğin; anti kapitalist müslümanlar ne demektir? Yani biz bazı müslümanlar kapitalist olmuşlar ama biz değiliz anlamına gelmektedir. Bu tanımlamanın kendisi ne kadar paradigmatiktir? Siz müslümanları sol ve sağ veya kapitalist olarak tanımladığınızda müslüman kavramının otantik anlamı nerede kalıyor? Bu konunun kendisi bir sorun olarak ortada durmuyor mu? Hem müslümanları eğer bir tanımlamaya tabi tutacaksak bunu kendi kavramlarımızla yapmamız daha doğru olmaz mı? Eğer bu tanımlama güncel gerçekliğe uyuyor diyorsanız o zaman şunu sormak hakkımızdır: bu geçici güncel kavramlarla birlikte hareket ettiğiniz zaman kendi asli konumunuzu da kaybetme ile karşı karşıya kaldığınızda oluşturacağınız çözüm ne olacaktır? Zaten meseleye duyarlı bir şekilde bakıldığı zaman dini anlamada da aslında batılı argümantasyonların ve algıların belirleyici olduğu gözlemlenebilir. Yok eğer bu kavramlar güncel ve kullanışlı başka türlü olamazdı ve Kuran da kendi döneminde bu güncel kavramları kullanıyor diyorsanız; o zaman şunu hatırlatırız: Kuran’ın indiği dönemin fetret olarak tanımlandığını, ellerinde kullanacakları doğru ve hakikat ile bağı kurulmuş kavramlarda yoktu. Ayrıca o güncel kavramları içeriklendirirken eleştirel bir dili kullandığını bilmeli ve böylece önceliğin bu güncel kavramların yeniden tanımlanmasını sağlayacak paradigmatik kavramlar olduğunu da hatırlatırız. Ayrıca bugün bin beş yüz yıldır varolan ve kalıcı bir siyasi, sosyal ve toplumsal yapıyı taşıyan kavramlara sahibiz; yani başka kavramlara ihtiyacımız yok… Ama bunu bir türlü anlamak istemiyoruz yada kolayımıza bu geliyor, başka bir açıklamasını da bulamıyorum…

Zaten çok kısa bir zamanda ve popüler oluşu hesaba katılarak kabul edildiği anlaşılan bu kavramsallaştırma başka yanlışları da beraberinde taşıyor. O yüzden kalıcı hareketler asla geçici ve acele ederek kendilerini tanımlamak zorunda kalmazlar…
Şimdi asıl meseleye geçelim: batılı kavramlar ve paradigmatik düşünceleri ile hesaplaşma yaşamadan sahih bir çizgiyi oluşturamayız: tersinden bir okuma ile keskin bir red ile de mesele çözüme kavuşmaz!

Çözüm müslümanların kendi paradigmalarına sahip çıkmaları ve oluşturulmuş geçici sloganlarla arasına mesafe koymalarıdır. Böylece sunulmuş reçeteler yerine müslüman olmanın haysiyetine uygun bir yaşam tarzını oluşturmalı ve bu ahlaki yapı üzerine bina edilecek sağlamlaştırılmış bir düşünce yapısı ile enine boyuna düşünülmüş yapılar gerçek anlamda paradigmatik muhalefet yapabilir ve insanlığın kurtuluşunu sağlayacak vasatı inşa edebilirler. O zaman işçi hakları, ve ezilen bütün kesimlerin haklarını adalet ölçüsünde yerine getirebilecek zemin inşa edilebilir. Halkların kanayan yaraları sarılabilir ve üretilmiş sorunlara çözüm sunulabilir.

Bu yüzden ilk yapılması gereken şey müslümanların kendi temsiliyetlerini oluşturabilecekleri düşünsel vasatı inşa etmeleridir… Müslümanlar bir şeyi alırken veya terk ederken din ile bağını kurarak buna yapmalılar. Ve en önemlisi ise müslümanlığın safiyetine zede olacak bütün davranış ve düşünüşlerden uzak durmalılar… Yani eksene sadece müslüman olmayı koymalılar ve ilahi rızayı yönelim olarak kabul etmeliler ki karşı karşıya kaldıkları durum hakkında sahih bir fikir edinebilsinler…
Artık özgüven meselesini halletmemiz gerekir. İnkar ve kabul arasına sıkışma yerine anlamayı eksene almalı, bir şeyi alırken yada bırakırken muhakkak anlayarak/anlamlandırarak bunu yapmalıyız. Böylece her halukarda din ile bağımız güçlü olmalı ve böylece müslümanlığımıza başka bir şeyi bulaştırmamayı becerebilmeliyiz…

Batılı yaşam tarzına ancak müslüman yaşam tarzı ile karşı koyabiliriz. Yani alternatif bir yaşam tarzı oluşturmadan batılı yaşam tarzını toplumsal alandan söküp atmak imkansız gibi duruyor. İşte bu yüzden islam ahlakına sahip bir yaşam tarzı ile insanlığa yeniden ışık olabiliriz. İnfak, tesanüd, sadaka, feragat, fedakarlık ve diğerkamlık gibi kavramlar sadece islam düşüncesinin oluşturduğu yaşamda varoluşsal bir temele sahiptir. Bu kavramların işaret ettiği ahlaki yapı bütün sorunların çözümünde anahtar olmaya liyakat kesbederler…

Hakikat her zaman ilahi bilginin denetiminde saklıdır… Hakka tapanlar, hakkı ayakta tutabilirler. Ve hak yemezler… Unutulmasın lütfen… Çıkar üzerine kurulu gerçeklik düzlemi ile hakikat arasında kıyamet kadar aralık vardır…

Abdülaziz Tantik

0 yorum:

 
wordpress
düzenleme by suhuf
© 2009 - suhuf
suhuf is proudly powered by Blogger