Sayfa Başı | Sayfa Sonu

 

Koçi Bey Risaleleri / Koçi Bey'in Gözüyle Osmanlı'da Çözülme

~ ~
 
Sultan Dördüncü Murâd ve kardeşi Sultan İbrâhim’e sunduğu risâleleri ile tanınan 17. yüzyıl Osmanlı devlet adamı. Asıl adı Mustafa olduğu söylenen Koçi Beyin doğum ve vefât tarihleri bilinmemektedir. Gençliğinde Rumeli’de Görice kasabasından devşirilerek Enderun Mektebine kabul edilen Koçi Bey, Sultan Birinci Ahmed (1603-1617) devrinde Rumeli’den getirilip Enderûn’da İslâm terbiyesi üzerine yetiştirildi. Enderûn’da muhtelif odalarda hizmet gördükten sonra, pâdişah olan Sultan Dördüncü Murâd (1623-1640) devrinde hasodaya alındı. Padişahın itimadını kazanarak musahibi oldu. Sadâkati (bağlılığı) sebebiyle Sultân’ın îtimâdını kazandı. 1630 yılında Bağdâd seferine iştirak ederek sultan Murâd’ın musahibi (sohbet arkadaşı, sır dostu) oldu. Devlet idâresinde gördüğü yolsuzlukları rapor hâlinde pâdişaha arz etti (1631). Sultan Murâd’ın yerine geçen kardeşi Sultan İbrâhim’in de musâhip ve sırdaşı oldu. Ona da risâleler sundu (1640). Sultan İbrâhim’in son günlerinde veya hemen sonra emekliye ayrılarak Görice’ye gitti. Orada vefât edip, Plamet köyünde defnedildi.
Hangi tarihte doğduğu bilinmeyen Koçi Bey, onyedinci yüzyılda yaşamış bir yönetim bilimcisi ve uygulamacısıdır. Asıl adı Mustafa olan Koçi Bey, Arnavut asıllı bir devşirmedir. Koçi Bey gençliğinde İstanbul'a getirilmiş ve Saray-ı Hümayun'a alınmıştır. Sultan I. Ahmet devrinden Sultan IV. Murat devrine kadar Enderun'da çeşitli görevlerde bulunmuş, sonra Hasoda'ya alınmıştır. Hasoda'da hem Sultan Murat'a hem de Sultan İbrahim'e sır arkadaşlığı ve danışmanlık yapmıştır. Sultan İbrahim devrinden sonra emekliye ayrılmış, doğum yeri olan Göriçe'ye dönmüştür.
Arnavut asıllı Mustafa Bey'in yüzündeki kırmızılık (Arnavutça'da kuç, kırmızı anlamına geliyor) O'nun Koçi Bey lakabıyla anılmasına sebep olmuştur.
Koçi Bey, Osmanlı toplumu ve kurumları hakkında geniş bir bilgiye ve bu bilgiyi tahlil edebilme yeteneğine ve eğitimine sahiptir. Osmanlı devlet teşkilatını ve meydana gelen dönüşümü tanımlarken iyi bir gözlemci, alternatif çözüm yolları önerirken de iyi bir danışman olduğunu göstermektedir.
Teşkilat tarihçiliği konusunda en önemli eser bırakan kişi Koçi Bey’dir. IV.Murat’ın müşaviri ve mahremi olan Koçi Bey, hem IV.Murat’a, hem de Sultan İbrahim’e risaleler sunmuştur. IV.Murat’a sunduğu risalede, Osmanlıların büyüme ve ilerlemesi, sonra gerilemenin nedenleri, sonra da bu bozuklukların düzeltilme yolları açıklanmıştır. Belki IV.Murat, müşavirinin akılcı görüşlerini uygulamak istemişse de, erken ölümü buna engel olmuştur. Koçi Bey, İbrahim’e de bir risale sunmuşsa da, bu risale daha çok öğretici niteliktedir. Türklerin Monteskiyö’sü olarak Batılılarca anılan Koçi Bey’in risaleleri günümüzde de yayınlanmıştır.( Yrd. Doç. Dr. M. Emin YOLALICI,TÜRK TARİHİNİN KAYNAKLARINA GENEL BİR BAKIŞ,Uluslararası Sosyal AraŞtırmalar Dergisi- 2008, Shf.471-490 )

KOÇİ BEY'İN RİSALELERİ, İÇERİĞİ, ÖNEMİ VE ÖZETLERİ

A) IV MURAT'A TAKDİM EDİLEN RİSALE ( BİRİNCİ RİSALE)

Koçi Bey Risaleleri, birisi Sultan IV. Murat'a, diğeri de Sultan İbrahim'e sunulan iki risaleden oluşmaktadır. Risaleler, kullanılan dil ve metot bakımından farklılıklar göstermelerine rağmen, genel hatları itibariyle birbirlerine benzemektedir.Sultan Murâd Han’a takdim ettiği risâlenin birinci kısmında alınması îcâbeden tedbir ve tavsiyelere yer vermiştir. Koçi Bey, risalesinde, bu tavsiyelerini Osmanlı edeb terbiyesi ile sıralamış, Sultân’ın takdir, tebrik ve teveccühünü kazanmıştır. Sultan dörüncü Murâd Han’ın ıslâhat teşebbüsleri ve idâri tedbirleri Koçi Bey risalesini okuduktan sonradır. Böylece Sultan, devlet idaresinde ihmâl ve suistimâileri görülenleri cezalandırmış, rüşvet ve iltimasla mücâdele etmiştir.
Üslup açısından daha üst düzey ve dil açısından daha ağdalı bir yapıdadır. Edebî bir Osmanlıca ile yazılmıştır. risale iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde devlet teşkilatındaki bozuklukları anlatan Koçi Bey, hükümdarlık makamını bile tenkit edecek cesareti göstermiştir. İkinci bölümde ise bütün bozuklukların düzeltilebilmesi için alınması gereken tedbirlere yer vermiştir.Bu risale, kısa kısa yazılmış yirmiiki bölümden oluşmaktadır. Yazar, ilk bölümde Osmanlı devlet ve toplum düzeninin temel ilkesini belirtir ve bunu problemlerin çözümü olarak sunar: Memleket ve millet düzeninin, din ve devlet kaidelerinin pekiştirilmesinin çaresi, Hz. Muhammed (sas)'in getirdiği esaslara bağlanmaktır. Sonraki beş bölümde önceki padişahların, vezirlerin, divan ehlinin, nedimlerin, din âlimlerinin ahvali ve Osmanlı sistemi içerisindeki rolleri hakkında bilgi verir. Tımar sistemini anlatarak devlet sistemi içerisindeki önemini belirtir. Bundan sonraki üç bölümde tımar ve zeamet sistemindeki, saraydaki devlet görevlileri arasındaki, yeniçeriler ve diğer askerler arasındaki bozulmanın sebeplerini ve nasıl başladığını ele alır.Koçi Bey, bilhassa mülki ve askeri teşkilatın basamak basamak nasıl dejenere edildiğini, devlet adamlarının alenen rüşvet aldığını, memuriyetlerin rüşvetle satıldığını, saray ağalarının memlekete sahip olduğunu, sipahi zorbalarının ve devlete karşı isyan eden eşkıyanın halkın sırtından geçindiğini, bu yüzden halk tabakasının ıstırap çektiğini ifade eder.Koçi Bey, yeniçerilerin “bozulması”nın başlangıcını geçmişte yaşanan iki hadiseye dayandırmaktadır. Bunlardan ilki, daha önce değindiğimiz 909 (M.1503) yılındaki Sultan Mehmet’in düğününde halkı eğlendiren kimselerin, yeniçeriliğe kaydolunmak talebinin padişah tarafından uygun görülmesidir. Diğeri ise 1030 (M.1620) tarihinde Yeniçeri Ağası olan Mustafa Ağa’nın marifetiyle ocağın içindeki işe yarar askerî sınıfın tard edilerek yerlerine çok sayıda işe yaramaz kimselerin kaydettirilmiş olmasıdır. ( Koçi Bey Risalesi, Sadeleştiren: Zuhuri Danışman, Ankara, 1985, s. 65-66) Böylelikle mevcudu artan yeniçeriler, hem işe yaramaz hem de hazine için önemli bir yük haline gelmişlerdir. İç bozulmaların askeri, idari ve siyasi sebeplerini görebilen Koci Bey gerilemenin dış sebeplerini coğrafik keşifler sonucunda Dünya ekonomosinde ve ticaretindeki eksen kaymalarını fark edememiştir. geçmişe dair bir özlem beslemek yanında, -genel anlamda yazdıklarını dikkate alırsak- sistemin işleyişi ve
siyasi-sosyal “bozulmalar” hakkında tespitler yapıyor. Ancak Osmanlı sistemini tazyik eden -yeni oluşan- değerleri, özellikle dış dinamiklerin yarattığı iktisadi ve sosyal unsurları görmezden geliyor, ya da görememiştir.(Dr,Ahmet Elibol,Yeniçeriler ve İktidar Bağlamında Osmanlı Sisteminin Dönüşümü, GÜ.Akademik Bakış, Cilt 3, Sayı 5, 2009)
XVII. yüzyılda baş gösteren askerî, idâri ve ilmî bozuklukları izâh ederken; Kanuni Sultan Süleyman’ın divân toplantılarına çıkmamakla, sadece askeri erkânı değil, Beylerbeyileri dahi tanımadığını, İbrahim Paşa’yı derhal vezir-i a’zam yaptığını, kızı Mihrimâh Sultan ile evlendirerek vezir-i a’zamlığa getirdiği Rüstem Paşa’yı, temlik ettiği pek çok köyle bir hükümdar gibi zengin ettiğini, Rüstem Paşa’nın servetiyle birlikte zînet ve şöhretinin arttığını, kendi zamanlarına kadar sirayet eden hastalıkların başlangıcının bu tür uygulamalar olduğunu ve bu görüşlerin zamanının mütefekkirlerine de tesir ettiğini bildirmiştir .
Koçi Beye göre de, medreselerin başlıca bozulma nedenleri, "cahil ile âlim arasında fark gözetilmeden müderrisliklerin para ve hatır gönül yoluyla lâyık olmayanlara verilmesi, başka deyişle mülâzemet yolunun bozulmasıdır. Ayrıca, "mülâzemetlerin çok verilmesi" de sayıca fazla, fakat yeteneksiz müderrisin türemesine yol açmıştır. Oysa, müderris tayininde para, hatır gönül, kıdem, yaş, soy-sop değil, yalnızca adayın "bilimsel gerçekleri ortaya çıkarabilme gücü" dikkate alınmalıdır.
Bu açıklamalardan sonra beş bölüm hâlinde devletin ve toplumun içinde bulunduğu durumu derinlemesine analiz eder, sorumluları belirler. Daha sonraki bölümlerde bu buhranın nasıl önleneceği ve ne gibi çözüm yollarının uygulanması gerektiğini dile getirir. Sultan Murat'a sunulanında, devletin ihtişamlı dönemlerinde uygulanan ilke ve uygulamaları ortaya koyar ve mevcut durumla bir karşılaştırmasını yapar. Böylece yaşanılan dönemde zuhur eden içtimaî ve idarî problemleri daha açık bir şekilde ortaya koyar.( A. Yaşar AYDIN,Koçi Bey'in Gözüyle Osmanlı'da Çözülme,Sızıntı Dergisi, Ağustos 2000 Yıl :23 Sayı :259) Koçi Bey, bir zamanlar Osmanlı ülkesinde yaşayan köylü ve şehirlileri refaha kavuşturmuş, memleketi ekilmiş yemyeşil tarlalar haline getirmiş olan tımar ve zeamet sisteminin; kökünden bozulduğunu, halkı refah yerine aç bırakan, ekilmiş tarlaları bozartan ve verimsiz topraklar haline getiren bir sisteme dönüştüğüne dikkat çekmeye çalışmıştır. Koçi Bey, üretmeyen ve hazineden beslenme alışkanlığını sürdürmek isteyen organizasyonlara sahip devletlerin ve toplumların sonrasının felaket olacağını, derin bir vukuf ile açıklamıştır
Durumun düzelmesi için, eski şan ve ihtişama tekrar kavuşulması gerektiği, bunun en büyük şartının da yöneticilerin ve özellikle padişahın eski padişahlar gibi olmasının mecburiyeti vurgulanır. Yazar, geçmişe dair bir özlem beslemekyanında, -genel anlamda yazdıklarını dikkate alırsak- sistemin işleyişi ve siyasi-sosyal “bozulmalar” hakkında tespitler yapılır.
Bu Risale, IV. Murad'ın giriştiği ıslahat hareketinde tesirli olmuştur.1V. Murat'ın bu risalelerde belirtilen konulara yönelmiş olduğu ve çözüme kavuşturmaya gayret ettiği kuşkusuzdur. Bu Risâle'nin çeşitli yazma ve basma ları yanında başka dillere tercümeleri de mevcuttur.

SULTAN İBRAHİME SUNULAN RİSALE

Sultan İbrahim'e sunulan risale, sade ve açık bir dille yazılmıştır. Hiç kuşkusuz bu durum Sultan İbrahim'in bilgi ve eğitim seviyesiyle alâkalıdır. Eğer Koçi Bey bu risaleyi edebî bir üslûpla yazmış olsaydı, Sultan İbrahim bunları başkalarına okutup tercüme ettirme ihtiyacı hissedebilirdi. Halbuki Koçi Bey risalesinde Padişaha "… bu kâğıdı pareleyüp, ateşe yaktırasın mahza hemen karihanızdan zuhur eyliye" türünden ifadeler kullanarak bu risaleleri kimseye göstermemesi, okuduktan sonra yakması ve bütün bu bilgilerin kendi karihasından çıkmış olduğuna herkesin inanması gerektiği şeklinde tavsiyelerde bulunmaktadır. Risaledeki metot öğretici bir nitelik taşımaktadır. Koçi Bey, Sultan İbrahim'e ders verir gibi meseleleri dile getirmektedir. Bu risalede Koçi Bey âdeta bir hoca, Sultan İbrahim de bir talebe gibi görünmektedir. Hattâ bazı yerlerde padişahın devlet görevlileriyle görüşürken nasıl hitap edeceği, kim gelirse ayağa kalkacağı, büyük elçilerden hangisine nasıl davranacağı gibi konular üzerinde durmaktadır.
Koçi Bey Risalesi iki defa basıldı (Ali Kemâli Aksut İstanbul, 1939 ve A. VefikPaşa, Londana 1862). Macarca’ya, Rusça’ ya, Almanca’ya ve Fransızca’ya tercüme edildi. Sadeleştiril miş metnini Zuhuri Danışman yayımladı. (İstanbul 1972).
Koçi Bey'in risalesinde en çarpıcı tespitleri şu başlıklar altında toplamak mümkündür.
a) Padişah'ların etrafında dalkavuk devlet adamları vardır ve bu yüzden padişah, halkın sorunlarından uzaktır.
b) Tımar ve Zeamet sistemi bozulmuş, topraklar verimsiz, halk rahatsızdır.
c) Rüşvet artmış, memuriyet alım satımı yapılmaya başlanmıştır.
d) Kuruluş felsefesi, disiplin ve devletin beka'sı olan Yeniçeri ocağı artık silahını, padişah, devlet ve millete çevirmiştir.
e) Devlet adamalrının basiretsizliği, eğitimsizliiği ve liyakatsizliği sorunları derinleştirmektedir.

Koçi Bey her iki risalede de olaylar anlatarak uygulama şekillerini belirlemektedir. Koçi Bey'e göre, problemlerin ortaya çıkmaya başladığı zaman olan Kanunî dönemine kadar padişahlar devlet ve toplum işleriyle bizzat ilgilenirlerdi. Divan toplantılarına katılıp meseleleri daha yakından takip ederlerdi. Devlet hiyerarşisindeki görevler, işinin ehli olan insanlara verilirdi ve bu kişiler görevlerini ihmal ve suiistimal etmedikleri müddetçe yerlerinde kalırlardı. Bundan dolayı herbir yönetici, görevinde uzmanlaşır, tecrübe sahibi olurdu. Görev başındaki devlet adamları devletin çıkarlarına öncelik verirlerdi, menfaatlerini ön plâna çıkarmazlardı. Sistemin işlerliğini devam ettirmesi için, devlet görevlerine ait kadrolar ve toprak sahipliği yedi yılda bir gözden geçirilir, boş kadroların ve boş olan toprakların sahibi belirlenirdi. Ayrıca devlet yöneticilerinin ve memurlarının sayısı belli idi ve gelişigüzel artırılamazdı. ( A. Yaşar AYDIN,Koçi Bey'in Gözüyle Osmanlı'da Çözülme,Sızıntı Dergisi, Ağustos 2000 Yıl :23 Sayı :259 )

IV. MURAT'A SUNULAN RİSALEDEN BİR ALINTI:

“Devletlu, şevketlu, âlemin sığınağı, padişah hazretlerinin rikâb-ı humayunlarına arzuhaldir: Padişahımızın malumu olduğu üzere Osmanoğullarının yüce soyları,-cenâb-ı
Hak mizan gününe kadar devam ettirsin- padişahlarından memleket genişliği, hazine çokluğu ve şevket bakımından kemal bulan, Allah rahmetine ulaşmış, suçları cenâb-ı Hak tarafından affolunmuş olan Sultan Süleyman Han idi. Ve yine âlemin bozulmasına sebep olan haller dahi onların zamanında meydana çıkıp, devlet en kudretli zamanında olmakla,
belirtileri o zaman duyulmayıp, birkaç seneden beri görünür oldu. Hazreti Resul (Sallallahu aleyhi vesellem) ve cihar yari güzin –Allah hepsinden razı olsun- ve diğer halife sultanlar
–Allah burhanlarını nurlandırsın- şahsen kendileri divan yapıp, halkın işlerini bizzat görürlerdi. Ve o kadar perde arkasında değillerdi. Ve o yüzden dünya ahvaline gerektiği gibi
bilgi hasıl ederlerdi. Hatta bu devlet-i aliyyede dahi öylece olurdu. Kahredici Sultan Selim

–Günahları örtüp affedici Allah’ın rahmeti üzerine olsun- divanhanede bizzat divan yapıp, padişah kullarını, kullar padişahı bilirdi…” (K
oçi Bey Risalesi, Sadeleştiren: Zuhuri Danışman, Ankara, 1985,shf,87-88)

İLMİYE SINIFI VE MEDRESELERİN BOZULMASI

Şeriatın devamı ilimle, ilmin devamı ulemâ iledir. Padişahın yüce ataları zamanında ilme ve ilim adamlarına saygı ve ikram hiçbir devlette yoktu. Bunun meyvesi olarak nice güzel eserler ortaya çıkmıştır. İntizam-ı hal-i ulemâ, mühimmat-ı din ve devlettir (ulemânın durumunun düzenli olması din ve devletin en önemli işlerindendir). Bu sırada ise durumları çok bozuk, karışık ve perişandır. Eskiden bilginlerin en bilgilisi, en faziletlisi, en dindarı, en yaşlısı ?eyhülislâm tayin edilir ve daha sonra görevden alınmazdı. onlar da çekinmeden gerçeği söylerler, Padişahlara güzel öğütler verirlerdi.
"Bugün ilim yolu pek bozulmuş, eski kanun (kurallar) işlemez olmuştur. Eskiden ilim öğrenip danişmend olmak isteyen önce ulemâdan birine gider, ondan mahreç dersi okur, yeteneği görülünce bir başka müderrise gider, bu şekilde Hariçte, Dahilde, Sahnda uzun süre öğrencilik yapar, sırası gelince mülâzim olurdu. Sırası gelince, Sahn danişmendlerinin eskileri –ki muîdlerdir– her birine birer Tetimme tayin olunup, orada barınan suhtegân taifesine (softalara) ifade-i ulûm ederlerdi (ders verirlerdi). 1594 tarihine gelinceye kadar Sahn muidlerinin şimdiki müderrisler kadar itibarı vardı. Danişmend olup uzun süre medreselerde ilim ile uğraşmayınca mülâzim yazılmazdı (...) İlim yolu son derece temiz ve düzenli idi. Bu nedenle içlerinde bilgisiz yoktu. Kadılar ve müderrislerin tümü ilim ve dini mükemmel, ırz ve vakar sahibi (saygın kişiler) idi ve müderrislik yaparken ilme, devlet makamında iken din ve devlete doğrulukla hizmet edip halka çok faydalı olurlardı. 1594 tarihinden sonra, sebepsiz yere azledilme korkusuyla ?eyhülislâmlar, vs. dalkavukluk yapmaya mecbur kaldılar ve Padişaha gerçekleri söyleyemez oldular (...)
"Giderek her işe hatır karıştı, her şeye göz yumuldu ve hak etmeyenlere bir çok mevkiler verildi, eski kanun bozuldu. Mülâzemetler satılmaya başladı. İyi-kötü belirsiz oldu. İyilerin iyi işlerinin değeri bilinmediği ve kötülerin kötülükleri cezasız kaldığından, âlim ve cahil birbirinden ayrılmadığından, ulemânın kıymeti bilinmediğinden, bilginlerin halk gözünde saygınlığı kalmadı. Eskiden ulemâ Allah’tan korkar, halk da onlardan korkar ve her söylediklerine uyarlardı. Ben İstanbul’a geldiğimde bir müderris yoldan geçse herkes büyük saygı ile ayağa kalkardı. Dışarıda gösterişsiz giyinirlerdi, asla süs ve gösterişleri yoktu. Makam ve mevki peşinde değillerdi. Evlerinde ilimle meşgul olurlar, dışarı çıkınca ya derslerine, ya camiye, ya da bir dost ziyaretine giderlerdi. Hak gözünde saygınlıkları pek büyüktü. O zamanlar, âlim ile cahil bir tutulmazdı.
"Bilgi ve marifet sahiplerine ayrıcalık (üstünlük) tanınsa yine kısa sürede önceki durum olur. İlmiye rütbeleri en bilgiliye verilmelidir. Medreseler dahi dakâyık-ı ilmiye istihracına kadir olanlara gerektir (medreseler de ilmî incelikler bulup ortaya koyabilenler içindir). Mülâzemetler satılmazsa, hakkı olanlara verilirse, sayıları çok tutulmazsa, âlim ve cahil eşit görülmezse ilim yolu kısa zamanda düzelir. Ancak, aldırış etmemekle âlem elden gider."
 
(Alıntı: Prof. Dr. Yahya AKYÜZ,17. Yüzyıldan Günümüze Türk Eğitiminde Başlıca Düzenleme ve Geliştirme Çabaları ,meb.gov.tr/dergiler)
 
Şahamettin Kuzucular
 
 
Koçi Bey'in Gözüyle Osmanlı'da Çözülme
 
 "Klâsik" Osmanlı devlet ve toplum yapısı, onaltıncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren bir "buhran" veya "dönüşüm-değişim" olgusuyla karşılaşmıştır. Eşzamanlı olarak bu değişmeyi yaşayan Osmanlı devlet adamı ve uleması, toplumun ve devletin bir buhran ya da dönüşüm geçirdiğinin, onların ifadesiyle 'nizam-ı âleme ihtilal ve reaya ve berayaya infial' geldiğinin farkındaydılar ve karşılaştıkları bu toplumsal ve siyasal değişmeyi 'daire-i adliye' (adalet merkezli toplum teorisi) ve 'erkân-ı erbaa' (ulema, asker, tüccar ve reayadan oluşan dört ana sınıflı toplum teorisi) ilkeleri çerçevesinde izaha çalıştılar.
 Bu çalışma, Osmanlı toplum ve devlet düzeninde meydana gelen değişikliklerin gelenekçi bir bakış açısıyla tahlilini yapan risalelerin (kitapçıkların) en çok tanınanı ve belki de en kapsamlısı olan Koçi Bey risalelerinin ve bu risalelerde işlenen onaltıncı yüzyıl sonu ve onyedinci yüzyıl başı Osmanlı devlet ve toplumunun içinde bulunduğu değişimin analizini kapsamaktadır.
 Koçi Bey ve Risaleleri
 Hangi tarihte doğduğu bilinmeyen Koçi Bey, onyedinci yüzyılda yaşamış bir yönetim bilimcisi ve uygulamacısıdır. Asıl adı Mustafa olan Koçi Bey, Arnavut asıllı bir devşirmedir. Koçi Bey gençliğinde İstanbul'a getirilmiş ve Saray-ı Hümayun'a alınmıştır. Sultan I. Ahmet devrinden Sultan IV. Murat devrine kadar Enderun'da çeşitli görevlerde bulunmuş, sonra Hasoda'ya alınmıştır. Hasoda'da hem Sultan Murat'a hem de Sultan İbrahim'e sır arkadaşlığı ve danışmanlık yapmıştır. Sultan İbrahim devrinden sonra emekliye ayrılmış, doğum yeri olan Göriçe'ye dönmüştür.
 Koçi Bey'in kişiliği hakkında kaynaklarda yeterince bilgi bulunmamaktadır. Ancak yazmış olduğu risalelerden hareketle onun kişiliği hakkında bazı değerlendirmelerde bulunabiliriz. Buna göre Koçi Bey, Osmanlı toplumu ve kurumları hakkında geniş bir bilgiye ve bu bilgiyi tahlil edebilme yeteneğine ve eğitimine sahiptir. Osmanlı devlet teşkilatını ve meydana gelen dönüşümü tanımlarken iyi bir gözlemci, alternatif çözüm yolları önerirken de iyi bir danışman olduğunu göstermektedir. Sultan Murat gibi sert mizaçlı bir hükümdara ve Sultan İbrahim gibi her türlü telkine açık bir hünkâra, sistemdeki aksaklıkları belirtmesi ve onlara ne şekilde hareket etmeleri gerektiğini çekinmeden dile getirmesi, onun oturmuş bir karaktere ve gözüpekliğe sahip olduğunun açık delilidir.
 Koçi Bey Risaleleri'nin Özellikleri
 Koçi Bey Risaleleri, birisi Sultan IV. Murat'a, diğeri de Sultan İbrahim'e sunulan iki risaleden oluşmaktadır. Risaleler, kullanılan dil ve metot bakımından farklılıklar göstermelerine rağmen, genel hatları itibariyle birbirlerine benzemektedir. Risalelerdeki dil ve metot farklılıkları muhataplarının karakterlerinden ve eğitim seviyelerinden kaynaklanmaktadır.
 Koçi Bey Risalesi denilince, ilk önce 1631 tarihinde Sultan Murat'a sunmuş olduğu risale akla gelmektedir. Sultan Murat; Arapça ve Farsça bildiğinden dolayı risale, edebî bir Osmanlıca ile yazılmıştır. Bu risale, kısa kısa yazılmış yirmiiki bölümden oluşmaktadır. Yazar, ilk bölümde Osmanlı devlet ve toplum düzeninin temel ilkesini belirtir ve bunu problemlerin çözümü olarak sunar: Memleket ve millet düzeninin, din ve devlet kaidelerinin pekiştirilmesinin çaresi, Hz. Muhammed (sas)'in getirdiği esaslara bağlanmaktır. Sonraki beş bölümde önceki padişahların, vezirlerin, divan ehlinin, nedimlerin, din âlimlerinin ahvali ve Osmanlı sistemi içerisindeki rolleri hakkında bilgi verir. Tımar sistemini anlatarak devlet sistemi içerisindeki önemini belirtir. Bundan sonraki üç bölümde tımar ve zeamet sistemindeki, saraydaki devlet görevlileri arasındaki, yeniçeriler ve diğer askerler arasındaki bozulmanın sebeplerini ve nasıl başladığını ele alır. Bu açıklamalardan sonra beş bölüm hâlinde devletin ve toplumun içinde bulunduğu durumu derinlemesine analiz eder, sorumluları belirler. Daha sonraki bölümlerde bu buhranın nasıl önleneceği ve ne gibi çözüm yollarının uygulanması gerektiğini dile getirir.
İkinci risale Sultan İbrahim'e sunulan risaledir. Ciddî bir eğitime sahip olmayan ve iktidar öncesi hayatını kafeste geçirmiş olan Sultan İbrahim, Koçi Bey'den kendisine Osmanlı Devleti'nin sosyal ve ekonomik durumuna ilişkin bir risale yazmasını istemiştir. Bunun üzerine kaleme alınan risale, 1640 tarihinde Sultan İbrahim'e sunulmuştur.
 Onsekiz bölümden oluşan Sultan İbrahim'e sunulan risale, sade ve açık bir dille yazılmıştır. Hiç kuşkusuz bu durum Sultan İbrahim'in bilgi ve eğitim seviyesiyle alâkalıdır. Eğer Koçi Bey bu risaleyi edebî bir üslûpla yazmış olsaydı, Sultan İbrahim bunları başkalarına okutup tercüme ettirme ihtiyacı hissedebilirdi. Halbuki Koçi Bey risalesinde Padişaha "… bu kâğıdı pareleyüp, ateşe yaktırasın mahza hemen karihanızdan zuhur eyliye" türünden ifadeler kullanarak bu risaleleri kimseye göstermemesi, okuduktan sonra yakması ve bütün bu bilgilerin kendi karihasından çıkmış olduğuna herkesin inanması gerektiği şeklinde tavsiyelerde bulunmaktadır. Risaledeki metot öğretici bir nitelik taşımaktadır. Koçi Bey, Sultan İbrahim'e ders verir gibi meseleleri dile getirmektedir. Bu risalede Koçi Bey âdeta bir hoca, Sultan İbrahim de bir talebe gibi görünmektedir. Hattâ bazı yerlerde padişahın devlet görevlileriyle görüşürken nasıl hitap edeceği, kim gelirse ayağa kalkacağı, büyük elçilerden hangisine nasıl davranacağı gibi konular üzerinde durmaktadır.
 Klâsik Dönem Osmanlı Devlet ve Toplum İlkeleri
 Koçi Bey, risalelerinde önce imparatorluğun "altın çağ"ının parlak bir tasvirini verir, daha sonra bu düzenin nasıl değişime uğradığını izah eder ve "ihtilâl-i âlem"in sebeplerini irdeleyerek bunalımdan çıkış yolunu göstermeye çalışır. Özellikle Sultan Murat'a sunulanında, devletin ihtişamlı dönemlerinde uygulanan ilke ve uygulamaları ortaya koyar ve mevcut durumla bir karşılaştırmasını yapar. Böylece yaşanılan dönemde zuhur eden içtimaî ve idarî problemleri daha açık bir şekilde ortaya koyar. Bundan dolayı burada Koçi Bey'in izlemiş olduğu metot izlenerek klâsik dönemle buhran dönemi ayrı ayrı incelenecektir.
 Klâsik dönemde yönetim ve organizasyon ilkeleri: Koçi Bey, Osmanlı'nın klâsik dönemine dair temel ilkelerini, Sultan İbrahim'e sunmuş olduğu risalede ayrıntılarıyla anlatmıştır. Sultan Murat'a sunduğu risalede ise bu yapının işleyişini ve temel politikalarını belirtmiştir. Koçi Bey her iki risalede de olaylar anlatarak uygulama şekillerini belirlemektedir. Koçi Bey'e göre, problemlerin ortaya çıkmaya başladığı zaman olan Kanunî dönemine kadar padişahlar devlet ve toplum işleriyle bizzat ilgilenirlerdi. Divan toplantılarına katılıp meseleleri daha yakından takip ederlerdi. Devlet hiyerarşisindeki görevler, işinin ehli olan insanlara verilirdi ve bu kişiler görevlerini ihmal ve suiistimal etmedikleri müddetçe yerlerinde kalırlardı. Bundan dolayı herbir yönetici, görevinde uzmanlaşır, tecrübe sahibi olurdu. Görev başındaki devlet adamları devletin çıkarlarına öncelik verirlerdi, menfaatlerini ön plâna çıkarmazlardı. Sistemin işlerliğini devam ettirmesi için, devlet görevlerine ait kadrolar ve toprak sahipliği yedi yılda bir gözden geçirilir, boş kadroların ve boş olan toprakların sahibi belirlenirdi. Ayrıca devlet yöneticilerinin ve memurlarının sayısı belli idi ve gelişigüzel artırılamazdı.
Vezir-i azam ve vezirler, görevlerinde tam yetkili idiler. Makama dayalı güçleri oldukça fazla idi. Ancak bu gücü nasıl kullanacakları kurallarla belirlenmişti. Bu kural ve esaslara uyularak verilen kararda hiç kimse onlardan hesap soramazdı. Şeyhülislâmlık, kazaskerlik ve kadılık makamları haksızlığa göz yumma ve padişaha itaat etme yeri değil, hak ve adaleti gerçekleştirme yeri idi.
 Devletin devamı için ilmin ve âlimin ehemmiyetini bilen devlet yöneticileri, bilgiye ve bilginlere hürmet ve ikramda kusur etmezlerdi. İlmiye zümresine mensup olanlar kolayca görevlerinden alınmazlardı. Olgunluk ve fazilet kaynağı olan âlimler; padişaha ve halka doğruyu söyler ve yanlışların düzeltilmesine çalışırlardı.
Görüldüğü üzere Koçi Bey'in dile getirmiş olduğu ideal düzen, padişahın devlet ve toplum işleriyle bizzat ilgilenmesi, tımar ve kul sistemlerinin etkin bir şekilde taviz verilmeden uygulanması, devlet görevlilerinin yerinden olma korkusundan uzak olması ve bunlara bağlı olarak Osmanlı toplumundaki "farklı zümrelerin dengeli beraberliğini" temel alan düzenin devam ettirilmesi esaslarına dayanmaktadır.
 Değişim ya da buhran döneminde yönetim problemleri: Koçi Bey'e göre Osmanlı Devleti'nde değişim Kanunî Sultan Süleyman döneminde başlamıştır. Kanunî dönemi devletin en olgun dönemiyken, aynı zamanda muhtelif sahalardaki problemlerin de baş göstermeye başladığı dönemdir. Kanunî'nin son zamanlarına kadar vezir-i azamlar tam yetkiye sahiptiler. Oysa bu dönemden itibaren padişaha yakın olan kişiler devlet işlerine karışmaya başladılar. Saray halkının işlere karışmaları, yöneticilerin onlarla iyi geçinmelerine sebep oldu. Bu durum devletin çıkarlarının ikincil konuma itilmesine, yöneticilerin çıkarlarının ve makamda kalma isteklerinin ön plâna çıkmasına sebebiyet verdi. Ayrıca, yönetimde etkinliğini artıran Enderun görevlileri, tımar ve zeametleri kendi adamlarına vermeye başladılar. Bu ise zamanla rüşveti ve iltiması doğurdu.
 Devlet yöneticilerinin kolayca görevden alınmaları, onları itaatkâr hâle getirdi ve doğruyu yapma ve âdil davranma yerine dalkavukluk yapmayı tercih eder oldular. Ayrıca, devlet görevleriyle ilgili memurluk kadroları artırıldı. Bu durum, bir yandan rüşvet almayı pekiştirirken diğer yandan devlet memurunun itibarını sarstı. Aynı zamanda kanunlara itaati zayıflattı, dirlik ve düzeni bozdu.
 Devlet yönetiminde vezir-i azam ve üst düzey yöneticilerinin bütün işleri kendi ellerinde toplama gayretleri haksızlığı artırdı. Onların alt kademedeki yöneticilerin işlerine müdahale etmeleri sebebiyle, problemin mahallinden uzakta verecekleri yanlış kararları şikâyet edecek merci kalmamıştı. Bundan dolayı haksızlık ve zulüm ortalığı sardı.
Tımar ve zeametin hak sahibi olmayanlara verilmesi ve devşirme olmayanların yeniçeri olmaya başlamaları, askerlik sistemini bozdu. Bu da bu iki ocağın bozulmasına ve devlet hazinesinin zor duruma düşmesine sebep oldu. Bu durumu çözmek için reayadan alınan vergilerin artırılması halkın fakirleşmesine yol açtı. Koçi Bey burada klâsik Türk-İslâm devlet geleneğinin temel ilkelerinden birini belirtir: "Küfr ile dünya durur, zulm ile durmaz." Yani zulmün var olduğu yerde düzen olmaz; düzenin en temel saiki halka âdil davranmaktır.
 Problemlerin çözümünde kullanılacak tedbirler: Daha önceden de ifade edildiği gibi Koçi Bey, sadece problemlerin ortaya çıkışını ve gelişimini incelememiş, onların teşhisini ve tanımını yaparak uygun çözümler sunmuştur. Koçi Bey'e göre, problemlerin çözümünde temel ilke İslâm esaslarına sıkı sıkıya bağlanmaktır. Ayrıca devletin klâsik döneminde uyguladığı yönetim ilke ve politikalarına yeniden işlerlik kazandırılması gerekmektedir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için şöyle bir yol izlenmelidir:
 Mevcut has, zeamet ve tımar sahibi olanların, devlet memurlarının, yeniçeri ve kapıkulu askerlerinin, ilmiye sınıfı mensuplarının sahip oldukları mal, mülk, makam ve mevki gözden geçirilmeli, kuralına uygun olmayan herşey iptal edilmelidir. Bu işi İstanbul'da vezirlerin (üst düzey yöneticiler) değil, beylerbeyinin (yerel yönetici) yapması daha doğrudur. Bu sebeple beylerbeyi ve kazaskerlere yetkiler yeniden devredilmelidir. Böylece işlerin bozulmasıyla artan merkeziyetçilik ortadan kalkacak ve problemler çözümlenecektir. Yerel yönetime ehil olanlar getirilmeli ve İstanbul'dan kimse onların işine karışmamalıdır.
İşlerin düzelmesi, adaletin sağlanması ve hak sahiplerine haklarının verilebilmesi için rüşvet, iltimas mutlaka önlenmelidir. Vezir-i azam, görevlerini ifa ederken tam yetkili olmalı, saray halkı onun işine karışmamalıdır. Üst düzey yöneticiler, görevlerinden kolayca ve sıkça azlolunmamalıdır. Padişah perde arkasında kalmamalı, işleri bizzat kendi yapmalı ve üst düzey yöneticilerini yakından tanımalıdır. Saray halkının bu yöneticilerin işlerine karışmasına ve onların hakkında konuşmalarına fırsat vermemelidir.
 Sonuç
 Koçi Bey, çözülme ya da buhran vakasını belirli düşünce geleneğini tevarüs etmiş bir fikir erbabı olarak geleneksel Osmanlı devlet ve toplum anlayışı çerçevesinde tahlil etmiştir.
 Koçi Bey, Osmanlı'daki değişimin idarenin tepesindeki bozulma, daire-i adliye ve kanun-u kadim'de ihmal (eski sultanlar devrinde uygulanmış ve faydaları sınanmış kanun ve kaideler bütünlüğü), rüşvetin ve iltimasın artması, makamları ehline vermemek, erkân-ı erbaa ve toplum hiyerarşisindeki bozulma, hazinenin dengesindeki bozulma ve ahlâkî çürüme olgularını inceleyerek analiz etmeye çalışmıştır. Daha sonra bu problemlerin çözümü için bazı gerekli ıslahatlar önermiştir. Bu ıslahat teklifleri idarî niteliktedir ve uygulamada baskı unsuru ön plândadır. Kulların itaat altına alınmasından bahsederken "… benî âdem kahr ile zabtolur hilm ile olmaz" (insanoğlu yumuşaklıkla değil, zor-güç kullanılarak düzene sokulabilir) demektedir.
 Koçi Bey'in Osmanlı ülkesinin dışındaki gelişmelere ve bunun yansımalarına hiç değinmemesi bir eksiklik olarak görülebilir. Bu gelişmelerin Koçi Bey'in çözülme analizinde değerlendirilmemiş olması onun meseleyi içe dönük bir bakış açısıyla ele almasının bir sonucu olarak görülmelidir.
A. Yaşar AYDIN
 Kaynaklar
- Koçi Bey, Koçi Bey Risalesi, (Neşr. Ali Kemal Aksüt), İstanbul 1939.
- İslâm Ansiklopedisi, 'Koçi Bey Maddesi', MEB Yay., cilt 6, s. 832-835.
- M. Tahir Bursalı, Osmanlı Müellifleri, 3 cilt, s.79, İstanbul 1965.
 - Douglas Howard, 'The Ottoman Historiography and the Literature of Decline of the 16th and 17th Centuries', Journal of Asian Society, 22 (1988), ss.52-77.
 - Bernard Lewis, 'Ottoman Observers of Ottoman Decline', Islamic Studies, 1 /1 (1962), ss.71-87.
 - Murphey Rhoads, 'The Veliyuddin Telhis: Notes on the Sources and Interrelations between Koci Beg and Contemporary Advice to Kings', Belleten, XLIII (1979).

0 yorum:

 
wordpress
düzenleme by suhuf
© 2009 - suhuf
suhuf is proudly powered by Blogger